- 24 Ağu 2025
- 400
- 0
- 16
Temsilcileri Eduard Bernstein (1850-1932) ve John Rawls (1921-2002)’tır. Adalet, hem özgürlüğün hem de eşitliğin temel ilke olarak bir arada kabul edilmesidir. Çünkü ne özgürlük ne de eşitlik tek başına toplumları ideal düzene ulaştıramamıştır. Bu nedenle özgürlük ve eşitliği kapsayacak ve ideal düzeni sağlayacak başka bir temele ihtiyaç vardır. O temel de adalettir.
Adalet herkese hak ettiğini vermektir. Bu yaklaşım uygulamada sosyal hukuk devlet anlayışını ortaya çıkarmıştır. Bu anlayışa göre hukuk, devletin temeli olmalıdır. Düzen, hukuka göre gerçekleşmelidir. Böyle bir düzende özgürlük, bireyin çalışma, düşünce ve yaratma özgürlüğü şeklindedir. Eşitlik ise, herkesin kanun önünde aynı haklara sahip olmasıdır.
Ütopyalar: Ütopya, hiçbir yerde var olmayan ve gelecekte var olabileceği düşünülen, devlet ve toplum tasarılarıdır.
Ütopyalar, henüz uygulama alanı bulamamış toplumsal ve siyasal düzen şekilleridir. Gerçeklikle tam olarak bağdaşmaz. Ütopyalar iki türlüdür.
a) İstenilen Ütopyalar: Bunlar olması istenen düzen tasarımlarıdır. Daha çok, insanın refah ve mutluluğunu sağlamayı amaçlayan ideal düzen tasarımlarıdır. Platon’un “İdeal Devlet”i, Farabi’nin“Erdemli Şehir”i, F.Bacon’un “Yeni Atlantis”i, Thomas More’un “Ütopya”sı ve Campenalla’nın“ Güneş Ülkesi” istenilen ütopya örnekleridir.
b) İstenmeyen (Korku) Ütopyalar: Bilim ve teknolojinin hızlı gelişmesinin yarattığı endişe ve gelecekte devletlerin bloklaşarak despotik yönetimlere dönüşeceği korkusu bazı düşünürleri toplumu uyarmak amacıyla korkutucu nitelikte ütopya tasarlamaya yöneltmiştir. Aldus Huxley’in “Cesur Yeni Dünya”sı, George Orwel’in “1984”iistenmeyen ütopya örnekleridir.
Birey-Devlet İlişkisi
Siyaset felsefesinde birey ve devlet ilişkileri çok önemlidir. Bu ilişki eski çağlardan günümüze kadar farklılıklar gösterir. Demokratik toplumlardan önce, özellikle İlk Çağ ve Orta Çağ’da devlet emreden halk ise emre uymakla görevli kişiydi. Yani devlet-birey ilişkisi efendi-kul ilişkisiydi. Fakat günümüzdeki demokratik devletlerde, bireysel özgürlük, eşitlik, adalet fikirlerine dayalı yönetim söz konusudur. Bu demokratik yönetimlerde hukuksal olarak insanların eşit oldukları, yaşama, çalışma, mülk edinme, inanç ve vicdan özgürlüğü gibi temel hakları olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca yasalarla, bireylerin devlete karşı olumsuz tutumları önlendiği gibi, bireylerin temel hak ve özgürlükleri de güvence altına alınmıştır. Bu anlayışta, birey ve devlet arasında bir toplumsal sözleşme vardır.
Demokratik yönetimlerde yönetilenler kadar yönetenler de yasalara uymak zorundadır. Devletin tanıdığı temel haklara karşılık bireye düşen ödevde bir vatandaş olarak devletine karşı vergi vermek, oy kullanmak, askere gitmek, yasalara uymak gibi sorumluluklarını yerine getirmektir.
Günümüzdeki demokratik hukuk devleti anlayışında birey-devlet ilişkisi, akılcı ve gerçekçi bir şekilde dengelenmiştir. Karşılıklı hak ve ödevlere bağlı olarak temellenen bu denge hem bireyin hem de devletin varlığının önemli olduğu, birinin diğerine feda edilemeyeceği gerçeğine dayanır.
Adalet herkese hak ettiğini vermektir. Bu yaklaşım uygulamada sosyal hukuk devlet anlayışını ortaya çıkarmıştır. Bu anlayışa göre hukuk, devletin temeli olmalıdır. Düzen, hukuka göre gerçekleşmelidir. Böyle bir düzende özgürlük, bireyin çalışma, düşünce ve yaratma özgürlüğü şeklindedir. Eşitlik ise, herkesin kanun önünde aynı haklara sahip olmasıdır.
Ütopyalar: Ütopya, hiçbir yerde var olmayan ve gelecekte var olabileceği düşünülen, devlet ve toplum tasarılarıdır.
Ütopyalar, henüz uygulama alanı bulamamış toplumsal ve siyasal düzen şekilleridir. Gerçeklikle tam olarak bağdaşmaz. Ütopyalar iki türlüdür.
a) İstenilen Ütopyalar: Bunlar olması istenen düzen tasarımlarıdır. Daha çok, insanın refah ve mutluluğunu sağlamayı amaçlayan ideal düzen tasarımlarıdır. Platon’un “İdeal Devlet”i, Farabi’nin“Erdemli Şehir”i, F.Bacon’un “Yeni Atlantis”i, Thomas More’un “Ütopya”sı ve Campenalla’nın“ Güneş Ülkesi” istenilen ütopya örnekleridir.
b) İstenmeyen (Korku) Ütopyalar: Bilim ve teknolojinin hızlı gelişmesinin yarattığı endişe ve gelecekte devletlerin bloklaşarak despotik yönetimlere dönüşeceği korkusu bazı düşünürleri toplumu uyarmak amacıyla korkutucu nitelikte ütopya tasarlamaya yöneltmiştir. Aldus Huxley’in “Cesur Yeni Dünya”sı, George Orwel’in “1984”iistenmeyen ütopya örnekleridir.
Birey-Devlet İlişkisi
Siyaset felsefesinde birey ve devlet ilişkileri çok önemlidir. Bu ilişki eski çağlardan günümüze kadar farklılıklar gösterir. Demokratik toplumlardan önce, özellikle İlk Çağ ve Orta Çağ’da devlet emreden halk ise emre uymakla görevli kişiydi. Yani devlet-birey ilişkisi efendi-kul ilişkisiydi. Fakat günümüzdeki demokratik devletlerde, bireysel özgürlük, eşitlik, adalet fikirlerine dayalı yönetim söz konusudur. Bu demokratik yönetimlerde hukuksal olarak insanların eşit oldukları, yaşama, çalışma, mülk edinme, inanç ve vicdan özgürlüğü gibi temel hakları olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca yasalarla, bireylerin devlete karşı olumsuz tutumları önlendiği gibi, bireylerin temel hak ve özgürlükleri de güvence altına alınmıştır. Bu anlayışta, birey ve devlet arasında bir toplumsal sözleşme vardır.
Demokratik yönetimlerde yönetilenler kadar yönetenler de yasalara uymak zorundadır. Devletin tanıdığı temel haklara karşılık bireye düşen ödevde bir vatandaş olarak devletine karşı vergi vermek, oy kullanmak, askere gitmek, yasalara uymak gibi sorumluluklarını yerine getirmektir.
Günümüzdeki demokratik hukuk devleti anlayışında birey-devlet ilişkisi, akılcı ve gerçekçi bir şekilde dengelenmiştir. Karşılıklı hak ve ödevlere bağlı olarak temellenen bu denge hem bireyin hem de devletin varlığının önemli olduğu, birinin diğerine feda edilemeyeceği gerçeğine dayanır.