- 24 Ağu 2025
- 400
- 0
- 16
a) Ürün Olarak Bilim (Yeni/Neopozitivizm)
b) Etkinlik Olarak Bilim
Ürün Olarak Bilim (Yeni/Neopozitivizm):Temsilcileri Reichenbach (1891-1953), R. Carnap(1891-1970), L. Wittgenstein (1889-1951), C.R.Hempel (1905-1997) ve B. Russell (1872-1970)’dir.
Bu anlayışa göre bilim; bilimsel yönteme dayanılarak ortaya konulmuş kuram ve kanunlardan oluşmuş kesin, nesnel, birikimli bilgiler yığınıdır. Bilimi anlamanın da yolu ürün olarak ortaya konulmuş bu bilgiler yığınını incelemektir.
Hans Reichenbach (1891-1953): Ona göre bilime ait metinler günlük dille yazılmış eserlerdir. Bu nedenle mantık dilini kullanarak bu metinleri çözümlememiz gerekir. Ancak bu sayede bilimi açıklayabiliriz. Mantık diliyle metinler doğrulanabilir veya yanlışlanabilir ise anlamlıdır. Anlamlı önermeler bilgi veren ve bilimsel önermelerdir.
Reichenbach’a göre bilimselliğin ölçütü doğrulana bilirliktir. Doğrulanabilen önermeler anlamlı ve bilimsel önermedir. Doğrulanabilir önermeler olgulardan elde edilip tekrar olgularla denetlenebilen önermelerdir. Metafizik, estetik(sanat) ve etik (ahlak) önermeleri doğrulanamazlar. Çünkü bunlar olgusal içeriklere sahip değildir ve olgusal olarak denetlenemezler ve ispatlanamazlar
Bu yaklaşım savunucuları, bilimi metafiziksel öğelerden ayıklamaya çalışmıştır. Bunu anlamlılık ve doğrulanabilirlik ölçütleriyle gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Bu yaklaşım ayrıca tümevarım metodunun kullanılmasını savunmuştur.
Etkinlik Olarak Bilim: Temsilcileri ThomasKuhn (1922–1996) ve S. Toulmin (1922–2009)’dir.
Thomas Kuhn (1922–1996): Ona göre, “Bilim; bir etkinlik sürecidir; bu süreci yönlendiren olgular bilim insanlarının oluşturduğu topluluk ve onların çalışmalarıdır.” Bilim ancak bu süreç incelemekle anlaşılabilir. Bu süreçteki tüm öğeler özellikle debilim dışı öğeler incelenmelidir. Bu sürecin belirleyicisi olan bilim insanlarının psikolojisi,i nançları, bakış açıları, içinde yaşadığı toplumların yapıları vb. etkenler çok önemlidir.
Bilimin bu süreci belirli adımlarla gerçekleşir. Bu süreç sürekli kendini yenileyerek tekrar eder. Bilim statik bir yapıda değildir. Yani bilim, kesintisiz akıp giden (sürekli ilerleyen) bir süreç değildir. Tam aksine bilim bir takım kesintilere, devrimci dönüşümlere uğrayarak ilerleyen bir etkinliktir. Kuhn bu süreçleri “Paradigma” kavramıyla açıklar.
Kuhn’a göre bilimin oluşumu ve gelişimi bir paradigmadan diğer paradigmaya geçişle olanaklıdır. Bu devrimsel bir etkinliktir. Sürekli ilerleyen bir bilim etkinliği yoktur. Bu bakımdan bilimin amacı bu paradigmaları oluşturan insan topluluğunu anlamaktır. Paradigma (değerler dizisi), belli bir bilim insanı topluluğunun kabul ettiği bir bakış açısı veya kuramsal çerçevedir. Bu kuramsal çerçeveyi; bilimsel kavram, yöntem ve bilimsel görüşler oluşturur. Her çağda ve toplumda var olan bir takım inanç ve değer kalıpları vardır. Bilim adamları genellikle bu kalıplar içinde etkinliklerini sürdürürler. İşte paradigma bilim adamlarının bilimsel araştırmalarını etkileyen toplumsal bir çerçevedir.
Paradigmalar hep çatışma içerisindedirler. Bu çatışmada galip gelenler ile bugünkü bilim oluşmuştur. Bu paradigmalar sonsuza dek varlıklarını sürdürmezler, zamanla terk edilebilirler ve yerine yenileri gelebilir. Mesela; Batlamyus’un yer merkezli sistemi bir paradigmaydı. Fakat bu yetersiz kalınca yerine Kopernik’in güneş merkezli sistemi geçmiştir.
S. Toulmin (1922-2009): Toulmin bilimi açıklamada Darwin’den etkilenmiştir. Toulmin’e göre güçlü teoriler ayakta kalarak varlığını sürdürür, zayıf teoriler ise yok olur. Bu akımların başarılı-başarısız olmaları bilim adamlarının başarılarına bağlıdır. Yani bilim, bilim adamlarının etkinliğine göre oluşur.
b) Etkinlik Olarak Bilim
Ürün Olarak Bilim (Yeni/Neopozitivizm):Temsilcileri Reichenbach (1891-1953), R. Carnap(1891-1970), L. Wittgenstein (1889-1951), C.R.Hempel (1905-1997) ve B. Russell (1872-1970)’dir.
Bu anlayışa göre bilim; bilimsel yönteme dayanılarak ortaya konulmuş kuram ve kanunlardan oluşmuş kesin, nesnel, birikimli bilgiler yığınıdır. Bilimi anlamanın da yolu ürün olarak ortaya konulmuş bu bilgiler yığınını incelemektir.
Hans Reichenbach (1891-1953): Ona göre bilime ait metinler günlük dille yazılmış eserlerdir. Bu nedenle mantık dilini kullanarak bu metinleri çözümlememiz gerekir. Ancak bu sayede bilimi açıklayabiliriz. Mantık diliyle metinler doğrulanabilir veya yanlışlanabilir ise anlamlıdır. Anlamlı önermeler bilgi veren ve bilimsel önermelerdir.
Reichenbach’a göre bilimselliğin ölçütü doğrulana bilirliktir. Doğrulanabilen önermeler anlamlı ve bilimsel önermedir. Doğrulanabilir önermeler olgulardan elde edilip tekrar olgularla denetlenebilen önermelerdir. Metafizik, estetik(sanat) ve etik (ahlak) önermeleri doğrulanamazlar. Çünkü bunlar olgusal içeriklere sahip değildir ve olgusal olarak denetlenemezler ve ispatlanamazlar
Bu yaklaşım savunucuları, bilimi metafiziksel öğelerden ayıklamaya çalışmıştır. Bunu anlamlılık ve doğrulanabilirlik ölçütleriyle gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Bu yaklaşım ayrıca tümevarım metodunun kullanılmasını savunmuştur.
Etkinlik Olarak Bilim: Temsilcileri ThomasKuhn (1922–1996) ve S. Toulmin (1922–2009)’dir.
Thomas Kuhn (1922–1996): Ona göre, “Bilim; bir etkinlik sürecidir; bu süreci yönlendiren olgular bilim insanlarının oluşturduğu topluluk ve onların çalışmalarıdır.” Bilim ancak bu süreç incelemekle anlaşılabilir. Bu süreçteki tüm öğeler özellikle debilim dışı öğeler incelenmelidir. Bu sürecin belirleyicisi olan bilim insanlarının psikolojisi,i nançları, bakış açıları, içinde yaşadığı toplumların yapıları vb. etkenler çok önemlidir.
Bilimin bu süreci belirli adımlarla gerçekleşir. Bu süreç sürekli kendini yenileyerek tekrar eder. Bilim statik bir yapıda değildir. Yani bilim, kesintisiz akıp giden (sürekli ilerleyen) bir süreç değildir. Tam aksine bilim bir takım kesintilere, devrimci dönüşümlere uğrayarak ilerleyen bir etkinliktir. Kuhn bu süreçleri “Paradigma” kavramıyla açıklar.
Kuhn’a göre bilimin oluşumu ve gelişimi bir paradigmadan diğer paradigmaya geçişle olanaklıdır. Bu devrimsel bir etkinliktir. Sürekli ilerleyen bir bilim etkinliği yoktur. Bu bakımdan bilimin amacı bu paradigmaları oluşturan insan topluluğunu anlamaktır. Paradigma (değerler dizisi), belli bir bilim insanı topluluğunun kabul ettiği bir bakış açısı veya kuramsal çerçevedir. Bu kuramsal çerçeveyi; bilimsel kavram, yöntem ve bilimsel görüşler oluşturur. Her çağda ve toplumda var olan bir takım inanç ve değer kalıpları vardır. Bilim adamları genellikle bu kalıplar içinde etkinliklerini sürdürürler. İşte paradigma bilim adamlarının bilimsel araştırmalarını etkileyen toplumsal bir çerçevedir.
Paradigmalar hep çatışma içerisindedirler. Bu çatışmada galip gelenler ile bugünkü bilim oluşmuştur. Bu paradigmalar sonsuza dek varlıklarını sürdürmezler, zamanla terk edilebilirler ve yerine yenileri gelebilir. Mesela; Batlamyus’un yer merkezli sistemi bir paradigmaydı. Fakat bu yetersiz kalınca yerine Kopernik’in güneş merkezli sistemi geçmiştir.
S. Toulmin (1922-2009): Toulmin bilimi açıklamada Darwin’den etkilenmiştir. Toulmin’e göre güçlü teoriler ayakta kalarak varlığını sürdürür, zayıf teoriler ise yok olur. Bu akımların başarılı-başarısız olmaları bilim adamlarının başarılarına bağlıdır. Yani bilim, bilim adamlarının etkinliğine göre oluşur.