- 24 Ağu 2025
- 400
- 0
- 16
Temel haklar; insanın doğuştan sahip olduğu dokunulamaz, vazgeçilemez haklarıdır. Günümüzde bireyin temel hak ve özgürlükleri yasalarca güvence altına alınmıştır. Temel haklar üç grupta toplanır.
Kişisel Haklar (Koruyucu Haklar): Bireyi devletin ve toplumun gücüne karşı koruyan haklardır. Bu nedenle bu haklara “koruyucu haklar” denir. Mesela; yaşama hakkı, kişi güvenliği, özel yaşamın gizliliği, konut dokunulmazlığı, din ve vicdan özgürlüğü, haberleşme ve düşünce özgürlüğü gibi.
Toplumsal ve Ekonomik Haklar (İsteme Hakları): Sosyal devlet ilkesinden dolayı bireyin devletten isteyebileceği haklardır. Bu nedenle bu haklara “isteme hakları” denir. Kişisel haklara göre ikinci plandadır. Mesela; ailenin korunması, eğitim öğretim hakkı, çalışma ve sözleme özgürlüğü, sağlık hakkı, sosyal güvenlik hakkı ve mülkiyet hakkı gibi.
Siyasal Haklar (Katılma Hakları): Vatandaşın devlet yönetimine katılmasını sağlayan haklardır. Bu nedenle bu haklara “katılma hakları” denir. Mesela; seçme, seçilme ve siyasal etkinliklerde bulunma hakkı, siyasi parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma hakkı, kamu hizmetine girme hakkı, dilekçe hakkı ve vatandaşlık hakkı gibi.
Devlet Nasıl Ortaya Çıkmıştır?
Bireylerin oluşturduğu toplumdaki düzeni, bireysel vicdanlar sağlayamaz. Çünkü vicdanın zorlama ve yaptırım gücü yoktur. Bu nedenle toplumsal yaşamın sürdürülebilmesi için çeşitli kurallara, yasalara ve bunları uygulayacak ve denetleyecek kurumlar üstü en üst bir kuruma ihtiyaç vardır, bu da devlettir. Devletin var oluşuyla ilgili iki temel görüş vardır:
1. Devletin, Doğal Bir Varlık (Kurum) Olduğunu Savunanlar: Bu anlayışa göre, doğadaki düzenin bir devamı olan devlet diğer canlılar gibidir, büyük bir organizmadır, doğal bir varlıktır. Temsilcileri Platon, Aristoteles, Farabi ve İbn-i Haldun’dur.
Platon (MÖ 427-347): Ona göre insan ile devlet arasında büyük bir benzerlik vardır. Devlet büyük ölçekli canlı bir organizma (insan) dır. İnsanlarda bulunan bazı yetiler (beslenme, irade, akıl) toplumsal sınıflar (halk-işçi, asker, yönetici) olarak karşımıza çıkmaktadır. İşçi sınıfı insandaki beslenme güdüsüne, koruyucu sınıfı (askerler, savaşçılar) irade ve cesarete, yöneticiler sınıfı (filozoflar) da akla karşılık gelmektedir. Bu anlamda devlet, doğanın bir devamı olarak ortaya çıkmıştır ve insan görünümündedir.
Aristoteles (MÖ 384-322): Ona göre devlet, doğanın bir devamıdır ve insanın doğasına bağlı olarak ortaya çıkan organik bir varlıktır.
Farabi (870-950): Ona göre bütün insanlar, ihtiyaçlarını giderebilmek için birbirleriyle yardımlaşmaya ve birlikte bulunmaya muhtaçtır. Farabi bu nedenle insan için “içtimai ve siyasi bir canlıdır” der. İnsanların toplu halde yaşamasının bir amacı da bireyler açısından yetkinliği gerçekleştirmektir. Yeterlilik ve yetkinlik, medeni bir hayat tarzıyla mümkün olduğundan, ailelerin, köylere; köylerin şehirlere ve şehirlerin de devlete yönelmesi doğal bir zorunluluktur.
İbn-i Haldun (1332-1406): Ona göre toplum insanların birbirine muhtaç olmasından dolayı çıkmıştır. Oysa devlet, insanı toplum içindeki diğer insanların saldırı ve zulmünden korumak için kurulmuştur. İnsanın toplumsal yönü kadar hayvani bir yanı da vardır. İşte üstün otoriteye sahip devlet belirlediği yasalarla insanı, sahip olduğu bu hayvani yönüne karşı koruyan bir silahtır. Böylece insanlar için, devlet doğal bir zorunluluk olarak ortaya çıkar.
2. Devletin, Yapay Bir Varlık (Kurum) Olduğunu Savunanlar: Bu anlayışı göre devlet, insanlar kendi arasında uzlaşarak toplumu ve devleti oluştururlar. Temsilcileri T. Hobbes, J. Locke ve J. J. Rousseau.
Thomas Hobbes (1588-1697): Doğal durumunda birbirinin kurdu olan insanlar, bir sözleşmeyle hak ve özgürlüklerini kendi iradeleriyle daha üstün bir varlığa yani devlete devrederek kargaşa ve savaşa son verip güvenlik içinde yaşamak istemişlerdir. Ortak iradenin (sözleşme) bu isteği devletin yapma kurum olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu isteğin yerine getirilmesi içinde devletin sınırsız yetkiyle donatılmış olması gerekir.
John Locke (1632-1704): Hobbes gibi toplumun kuruluşunu toplumsal sözleşmeye dayandırmaktadır. Ama Hobbes gibi devleti, mutlak egemenliğe sahip bir güç olarak görmez. İktidarın gücünün sınırlandırılması gerektiğini savunur, bunun için“ Kuvvetler ayrılığı” ilkesini ortaya atmıştır.
Jean Jacques Rousseau (1712-1778): Hobbes’un insanın doğuştan kötü olduğu düşüncesine karşı çıkar, tersine insan doğasının iyi olduğunu ve Lockegibi, insanın doğuştan özgür ve barış yanlısı olduğunu, devletin de bunu gözetmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Rousseau’ya göre, toplumsal sözleşme ile kendini topluma bağlayan insan için artık, bencil çıkarlara yönelik “özel istem”in önemi yoktur, önemli olan “genel istem”dir yani ortak çıkarlardır. Bireyin özel istemi genel isteme aykırı olamaz, yoksa toplum onu saygıya zorlayacaktır.
Kişisel Haklar (Koruyucu Haklar): Bireyi devletin ve toplumun gücüne karşı koruyan haklardır. Bu nedenle bu haklara “koruyucu haklar” denir. Mesela; yaşama hakkı, kişi güvenliği, özel yaşamın gizliliği, konut dokunulmazlığı, din ve vicdan özgürlüğü, haberleşme ve düşünce özgürlüğü gibi.
Toplumsal ve Ekonomik Haklar (İsteme Hakları): Sosyal devlet ilkesinden dolayı bireyin devletten isteyebileceği haklardır. Bu nedenle bu haklara “isteme hakları” denir. Kişisel haklara göre ikinci plandadır. Mesela; ailenin korunması, eğitim öğretim hakkı, çalışma ve sözleme özgürlüğü, sağlık hakkı, sosyal güvenlik hakkı ve mülkiyet hakkı gibi.
Siyasal Haklar (Katılma Hakları): Vatandaşın devlet yönetimine katılmasını sağlayan haklardır. Bu nedenle bu haklara “katılma hakları” denir. Mesela; seçme, seçilme ve siyasal etkinliklerde bulunma hakkı, siyasi parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma hakkı, kamu hizmetine girme hakkı, dilekçe hakkı ve vatandaşlık hakkı gibi.
Devlet Nasıl Ortaya Çıkmıştır?
Bireylerin oluşturduğu toplumdaki düzeni, bireysel vicdanlar sağlayamaz. Çünkü vicdanın zorlama ve yaptırım gücü yoktur. Bu nedenle toplumsal yaşamın sürdürülebilmesi için çeşitli kurallara, yasalara ve bunları uygulayacak ve denetleyecek kurumlar üstü en üst bir kuruma ihtiyaç vardır, bu da devlettir. Devletin var oluşuyla ilgili iki temel görüş vardır:
1. Devletin, Doğal Bir Varlık (Kurum) Olduğunu Savunanlar: Bu anlayışa göre, doğadaki düzenin bir devamı olan devlet diğer canlılar gibidir, büyük bir organizmadır, doğal bir varlıktır. Temsilcileri Platon, Aristoteles, Farabi ve İbn-i Haldun’dur.
Platon (MÖ 427-347): Ona göre insan ile devlet arasında büyük bir benzerlik vardır. Devlet büyük ölçekli canlı bir organizma (insan) dır. İnsanlarda bulunan bazı yetiler (beslenme, irade, akıl) toplumsal sınıflar (halk-işçi, asker, yönetici) olarak karşımıza çıkmaktadır. İşçi sınıfı insandaki beslenme güdüsüne, koruyucu sınıfı (askerler, savaşçılar) irade ve cesarete, yöneticiler sınıfı (filozoflar) da akla karşılık gelmektedir. Bu anlamda devlet, doğanın bir devamı olarak ortaya çıkmıştır ve insan görünümündedir.
Aristoteles (MÖ 384-322): Ona göre devlet, doğanın bir devamıdır ve insanın doğasına bağlı olarak ortaya çıkan organik bir varlıktır.
Farabi (870-950): Ona göre bütün insanlar, ihtiyaçlarını giderebilmek için birbirleriyle yardımlaşmaya ve birlikte bulunmaya muhtaçtır. Farabi bu nedenle insan için “içtimai ve siyasi bir canlıdır” der. İnsanların toplu halde yaşamasının bir amacı da bireyler açısından yetkinliği gerçekleştirmektir. Yeterlilik ve yetkinlik, medeni bir hayat tarzıyla mümkün olduğundan, ailelerin, köylere; köylerin şehirlere ve şehirlerin de devlete yönelmesi doğal bir zorunluluktur.
İbn-i Haldun (1332-1406): Ona göre toplum insanların birbirine muhtaç olmasından dolayı çıkmıştır. Oysa devlet, insanı toplum içindeki diğer insanların saldırı ve zulmünden korumak için kurulmuştur. İnsanın toplumsal yönü kadar hayvani bir yanı da vardır. İşte üstün otoriteye sahip devlet belirlediği yasalarla insanı, sahip olduğu bu hayvani yönüne karşı koruyan bir silahtır. Böylece insanlar için, devlet doğal bir zorunluluk olarak ortaya çıkar.
2. Devletin, Yapay Bir Varlık (Kurum) Olduğunu Savunanlar: Bu anlayışı göre devlet, insanlar kendi arasında uzlaşarak toplumu ve devleti oluştururlar. Temsilcileri T. Hobbes, J. Locke ve J. J. Rousseau.
Thomas Hobbes (1588-1697): Doğal durumunda birbirinin kurdu olan insanlar, bir sözleşmeyle hak ve özgürlüklerini kendi iradeleriyle daha üstün bir varlığa yani devlete devrederek kargaşa ve savaşa son verip güvenlik içinde yaşamak istemişlerdir. Ortak iradenin (sözleşme) bu isteği devletin yapma kurum olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu isteğin yerine getirilmesi içinde devletin sınırsız yetkiyle donatılmış olması gerekir.
John Locke (1632-1704): Hobbes gibi toplumun kuruluşunu toplumsal sözleşmeye dayandırmaktadır. Ama Hobbes gibi devleti, mutlak egemenliğe sahip bir güç olarak görmez. İktidarın gücünün sınırlandırılması gerektiğini savunur, bunun için“ Kuvvetler ayrılığı” ilkesini ortaya atmıştır.
Jean Jacques Rousseau (1712-1778): Hobbes’un insanın doğuştan kötü olduğu düşüncesine karşı çıkar, tersine insan doğasının iyi olduğunu ve Lockegibi, insanın doğuştan özgür ve barış yanlısı olduğunu, devletin de bunu gözetmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Rousseau’ya göre, toplumsal sözleşme ile kendini topluma bağlayan insan için artık, bencil çıkarlara yönelik “özel istem”in önemi yoktur, önemli olan “genel istem”dir yani ortak çıkarlardır. Bireyin özel istemi genel isteme aykırı olamaz, yoksa toplum onu saygıya zorlayacaktır.