Bir kişinin özgürlüğü, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter.
İnsan sosyal bir varlıktır, yalnız başına ya-
şayamaz. Toplumun kopmaz bir parçası
olarak bir takım iyi vasıflarla, güzel huy ve
ahlakla donatılması gerekir. Şahsi menfa-
atlerini, kişisel çıkarlarını ön plana alanlar,
bir bakıma topluma ters düşerler.
Kur’an-ı Kerim; ferdi, toplumun bir parça-
sı olarak kabul etmiş ve toplumda sosyal
adalet ve insan haklarının gerçekleşmesi
için her insana bu hususta uyması gereken bazı kurallar koymuştur. Haklar ve özgürlükler,
insanların bir arada yaşayabilmeleri bakımından herkesin karşılıklı olarak gözetmesi gere-
ken bir alandır. Hukuk, bu alanın kurallarını ifade eder.
Özgürlük; insanın serbest olması, tercihte bulunup karar verebilmesi ve isteklerini gerçekleş-
tirebilme imkânına sahip olması anlamına gelir. Ancak özgürlüğün sınırsızlık olarak algılanma-
ması gerekir. Hakların ve özgürlüklerin çerçevesini belirlemede en önemli sınır, sorumluluklar
ve diğer insanların haklarına ve özgürlüklerine gösterilecek saygıdır.
İslam düşüncesine göre, zengin fakir, genç ihtiyar, güzel çirkin, engelli engelsiz, beyaz
siyah her statü ve meslekteki insan eşittir.
Dünyadaki makamlar, mevkiler geçici olup
üstünlük sebebi değildir.86 Hz. Peygamber
de herkesin Hz. Adem’in (a.s.) çocukları
olduğunu Hz. Adem’in (a.s.) de topraktan
yaratıldığını ifade etmiştir.87 Fakat ilim ve
fazilet açısından insanlar arasında farklar
vardır. Bu hususla ilgili olan bazı ayetlerin
meali şöyledir: “... Hiç bilenlerle bilme-
yenler bir olur mu?...”88, “... Allah sizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin
derecelerini yükseltir.”89 Hz. Peygamber de: “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza
değil kalplerinize ve amellerinize bakar.”90 buyurmuştur.
Peygamberimizin Veda Hutbesi’ni inceleyerek evrensel insan hakları ve sosyal
adaletle ilgili ilkeler çıkarınız.
n Mekke’nin ileri gelenleri, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yanında fakir insanların
toplandıklarını görünce, O’nunla konuşmaya tenezzül etmemişler, “Bunlar
kim oluyorlar ki biz gelip bunlarla beraber oturalım, bunların yanında seninle
konuşalım? Biz geldiğimiz zaman, sen bunları yanından çıkar. O zaman gelip seninle
konuşuruz” demişler. Hz. Muhammed (s.a.v.), bunların Müslüman olmalarını çok
arzu ettiğinden dolayı bir ara bu teklife gönlü yatar gibi olmuş, onlar geldiği zaman,
fakir Müslümanları yanından çıkarmayı düşünmüştür. Fakat insanlar arasında
ayırımın yapılmasına, fakirlerin hor görülmelerine razı olmayan Yüce Allah, Hz.
Muhammed’i (s.a.v.) şu ayetle uyarmıştır: “Rabbinin rızasını isteyerek sabah
akşam O’na yalvaranları (o zayıf müminleri) kovma! (O kâfirler ister inansınlar ister
inanmasınlar) Onların hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara
herhangi bir sorumluluk yoktur. Zira senin onları yanından kovman, zalimlerden
yana olmana sebep olur.”
(Hayreddin Karaman; Mustafa Çağrıcı; İbrahim Kafi Dönmez; Sadrettin Gümüş, Kur’an Yolu, C 2,
s. 409-410.)
Yukarıdaki metinden hareketle İslam’ın, “insan ayrımına karşı” bakışını
yorumlayınız.
İnsan sosyal bir varlıktır, yalnız başına ya-
şayamaz. Toplumun kopmaz bir parçası
olarak bir takım iyi vasıflarla, güzel huy ve
ahlakla donatılması gerekir. Şahsi menfa-
atlerini, kişisel çıkarlarını ön plana alanlar,
bir bakıma topluma ters düşerler.
Kur’an-ı Kerim; ferdi, toplumun bir parça-
sı olarak kabul etmiş ve toplumda sosyal
adalet ve insan haklarının gerçekleşmesi
için her insana bu hususta uyması gereken bazı kurallar koymuştur. Haklar ve özgürlükler,
insanların bir arada yaşayabilmeleri bakımından herkesin karşılıklı olarak gözetmesi gere-
ken bir alandır. Hukuk, bu alanın kurallarını ifade eder.
Özgürlük; insanın serbest olması, tercihte bulunup karar verebilmesi ve isteklerini gerçekleş-
tirebilme imkânına sahip olması anlamına gelir. Ancak özgürlüğün sınırsızlık olarak algılanma-
ması gerekir. Hakların ve özgürlüklerin çerçevesini belirlemede en önemli sınır, sorumluluklar
ve diğer insanların haklarına ve özgürlüklerine gösterilecek saygıdır.
İslam düşüncesine göre, zengin fakir, genç ihtiyar, güzel çirkin, engelli engelsiz, beyaz
siyah her statü ve meslekteki insan eşittir.
Dünyadaki makamlar, mevkiler geçici olup
üstünlük sebebi değildir.86 Hz. Peygamber
de herkesin Hz. Adem’in (a.s.) çocukları
olduğunu Hz. Adem’in (a.s.) de topraktan
yaratıldığını ifade etmiştir.87 Fakat ilim ve
fazilet açısından insanlar arasında farklar
vardır. Bu hususla ilgili olan bazı ayetlerin
meali şöyledir: “... Hiç bilenlerle bilme-
yenler bir olur mu?...”88, “... Allah sizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin
derecelerini yükseltir.”89 Hz. Peygamber de: “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza
değil kalplerinize ve amellerinize bakar.”90 buyurmuştur.
Peygamberimizin Veda Hutbesi’ni inceleyerek evrensel insan hakları ve sosyal
adaletle ilgili ilkeler çıkarınız.
n Mekke’nin ileri gelenleri, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yanında fakir insanların
toplandıklarını görünce, O’nunla konuşmaya tenezzül etmemişler, “Bunlar
kim oluyorlar ki biz gelip bunlarla beraber oturalım, bunların yanında seninle
konuşalım? Biz geldiğimiz zaman, sen bunları yanından çıkar. O zaman gelip seninle
konuşuruz” demişler. Hz. Muhammed (s.a.v.), bunların Müslüman olmalarını çok
arzu ettiğinden dolayı bir ara bu teklife gönlü yatar gibi olmuş, onlar geldiği zaman,
fakir Müslümanları yanından çıkarmayı düşünmüştür. Fakat insanlar arasında
ayırımın yapılmasına, fakirlerin hor görülmelerine razı olmayan Yüce Allah, Hz.
Muhammed’i (s.a.v.) şu ayetle uyarmıştır: “Rabbinin rızasını isteyerek sabah
akşam O’na yalvaranları (o zayıf müminleri) kovma! (O kâfirler ister inansınlar ister
inanmasınlar) Onların hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara
herhangi bir sorumluluk yoktur. Zira senin onları yanından kovman, zalimlerden
yana olmana sebep olur.”
(Hayreddin Karaman; Mustafa Çağrıcı; İbrahim Kafi Dönmez; Sadrettin Gümüş, Kur’an Yolu, C 2,
s. 409-410.)
Yukarıdaki metinden hareketle İslam’ın, “insan ayrımına karşı” bakışını
yorumlayınız.