- VERBS
- amaze: şaşırtmak
- ask: sormak
- call: aramak
- catch fish: balık yakalamak
- cause: sebep olmak
- change: değiştirmek
- clean the kitchen: mutfağı temizlemek
- come back home: eve geri gelmek
- cook: yemek pişirmek
- do gardening: bahçe işleri yapmak
- do homework: ödev yapmak
- do ironing: ütü yapmak
- dream: hayal kurmak
- drive: araba sürmek
- end: bitmek
- fall: düşmek
- feed the animal: hayvanı beslemek
- fix: tamir etmek
- freeze: donmak
- get up: kalkmak
- go camping: kampa gitmek
- go on holiday: tatile gitmek
- go shopping: alışverişe gitmek
- go to the gym: spor salonuna gitmek
- go to the mosque: camiye gitmek
- go trekking: doğa yürüyüşü yapmak
- hate: nefret etmek
- have a bath: banyo yapmak
- have a match: maç yapmak
- have breakfast: kahvaltı etmek
- have lunch: öğle yemeği yemek
- help people: insanlara yardım etmek
- hike: yürüyüşe çıkmak
- increase: artmak
- keep: yakalamak, tutmak
- kiss: öpmek
- like: hoşlanmak
- make money: para kazanmak
- measure: ölçmek
- meet (her) friends: arkadaşlarıyla buluşmak
- meet: buluşmak, tanışmak
- miss the bus: otobüsü kaçırmak
- move: taşınmak
- occur: meydana gelmek
- pass: geçmek
- prepare breakfast: kahvaltı hazırlamak
- prevent: önlemek
- protect the environment: çevreyi korumak
- receive: almak
- reduce: azaltmak
- ride: sürmek
- run: koşmak
- sing: şarkı söylemek
- sleep late: geç uyumak
- sleep: uyumak
- speak: konuşmak
- start: başlamak
- stay at home: evde kalmak
- stop: durmak
- survive: hayatta kalmak
- take the bus: otobüse binmek
- take the dog for a walk: köpeği
- take to the cinema: sinemaya götürmek
- teach: öğretmek
- tell: söylemek
- touch: dokunmak
- walk: yürümek
- wash the clothes: çamaşır yıkamak
- watch movie: film izlemek
- wish: dilemek, istemek
- work: çalışmak
- write: yazmak
- NOUNS
- accident: kaza
- aftershock: artçı deprem
- avalanche: çığ
- bad weather: kötü hava
- beach: sahil
- cause: sebep
- crime: suç
- criminals: suçlular
- damage: zarar
- danger: tehlike
- desert: çöl
- disaster: afet
- drought: kuraklık
- earthquake: deprem
- explorer: araştırmacı
- explosion: patlama
- flood: sel
- forest: orman
- global warming: küresel ısınma
- harmed: zarar görmüş
- heatwave: sıcaklık dalgası
- heavy rain: şiddetli yağmur
- hill: tepe
- homeless: evsiz
- human being: insanoğlu
- hurricane: kasırga
- infectious diseases: bulaşıcı hastalıklar
- injured: yaralanmış
- island: ada
- journalist: gazeteci
- killed: ölmüş
- lake: göl
- landslide: toprak kayması
- magnitude: büyüklük
- mountain: dağ
- natural sources: doğal kaynaklar
- ocean: okyanus
- park ranger: korucu
- preparation: hazırlık
- rescuer: kurtarıcı
- river: nehir
- scary: korkunç
- shelter: sığınak
- size: büyüklük
- soil: toprak
- stay away: uzak durmak
- storm: fırtına
- survivors: hayatta kalan
- tsunami: deprem dalgası
- victim: mağdur, kurban
- volcanic eruption: volkanik
- waterfall: şelale
- ADVERBS OF FREQUENCY
- always: her zaman
- usually: genellikle
- often: sık sık
- sometimes: bazen
- rarely / seldom: nadiren
- never: asla
- once a day: günde bir kez
- twice a week: haftada iki kez
- three times a year: yılda üç kez
- QUESTION WORDS
- what: ne
- when: ne zaman
- where: nerede
- who: kim
- why: neden
- how: nasıl
- whose: kimin
- which: hangisi
- what time: saat kaçta
- how often: ne sıklıkta
- how many: kaç tane
- how much: ne kadar
- how long: ne kadar süre
- what kind of: ne tür