İSLAM AHLAKINDA YERİLEN BAZI Davranışlar 2

Dersbizim

Öğretmen
24 Ağu 2025
2,585
0
36
Kültür ve tarihimizde özel hayatın özellikle de aile hayatının mahremiyetini korumak ilke-
si vardır. Bu ilkenin dayanakları, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in hadislerinde yer alır.
İslam kültüründe kamu yararı ve güvenlik gibi durumlar dışında, bir insanın ayıp ve kusur-
larını araştırıp açıklamak değil, onları örtmek daha uygun görülmüştür. Bir hadiste ifade
edildiği gibi “Bir kişi bir başka kişinin ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını
örter.”40 İslami düşünceye göre bir kusuru yaymak en az onu işlemek kadar kötüdür.
Gıybet: Yalan, iftira ve mahremiyet ihlali yanında gıybet de yerilen davranışlar arasında-
dır. Gıybet bir insanın arkasından hoşlanmadığı şekilde konuşmak, bunu başkalarına ak-
tarmaktır. Konuşulan şeyin gerçekte olması yapılan şeyin gıybet olmasını değiştirmez. Ni-
tekim “Allah Resulü ‘Gıybet nedir biliyor musunuz?’ diye sordu. Sahabe ‘Allah ve Resulü
daha iyi bilir.’ cevabını verdiler. Resulullah ‘Kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.’
buyurdu. ‘Ya kardeşimde o söylediğim durum varsa ne dersin?’ diye sorulunca Resulullah
‘Söylediğin şey eğer onda varsa gıybet etmişsindir. Şayet yoksa ona iftira etmiş olursun.’
buyurdu.”41
Gıybet etmek bir kişilik ihlalidir. İnsanlar arasında küskünlük, kin ve huzursuzluğa neden
olur. Bir ortamda bulunmayan kişinin arkasından kötü biçimde konuşmak kişinin onurunu
zedeler. Bu açıdan İslam ahlakında son derece yakışıksız bir tutum olarak görülür. Yüce
Allah bu davranışı şu dikkat çekici benzetmeyle yasaklamıştır: “… Birbirinizin gıybetini
yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bak bundan
tiksindiniz!...”42
Müslümanın gıybetten uzak durması gerekir. İslam âlimleri En’âm suresinin 68. ayetinin
hükmü uyarınca gıybet edilen meclisin terk edilmesini istemişlerdir. Bu da mümkün de-
ğilse gıybete karşı bir hoşnutsuzluk duygusu içinde başka şeylerle uğraşılması gerektiğini
belirtmişlerdir.43
Haset: İslam ahlakında yerilen bir başka tutum da hasettir. Haset, kıskançlık ve çekeme-
mezliktir. Bir kimsenin sahip olduğu imkanları kıskanmak, bu imkanların ortadan kalk-
masını istemek anlamına gelir. Ya da ‘Onda olmasın bende olsun.’ şeklinde bir tutum
takınmaktır. Bencillik duygusu dengelenmediği zaman haset ortaya çıkar. Kur’an-ı Kerim
“Kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım.”44 ifadesiyle ha-
sedin kıskanç kişinin benliğinde oluşturduğu kötülüğe dikkat çeker.
40 Müslim, Birr, 72; Ahmed b. Hanbel, Müsned, C 2, s. 389.
41 Müslim, Birr, 70.
42 Hucurât suresi, 12. ayet.
43 Mustafa Çağrıcı, “Gıybet”, TDV İslam Ansiklopedisi, C 14, s. 64.
44 Felak suresi, 5. ayet.
Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor:
“Bir gün Hz. Peygamber’e bir insanı, davranışlarını taklit ederek anlattım. Bunun
üzerine Allah’ın Elçisi: ‘Karşılığında bana dünyayı verseler bile, kimsenin taklidini
yapmam; bundan asla hoşlanmam.’ diye buyurdu.”
(bk. Ebû Dâvûd, Edeb, 40.)
Yukarıdaki metni okuyup gıybetin zararlarıyla ilgili düşüncelerinizi arkadaşları-
nızla paylaşınız.
Kişi haset etmeyi bırakmazsa kendi
benliğine zarar verir. Gıybet ve dedi-
kodu gibi kötülüklere bulaşır. Ayrıca
haset manevi anlamda iyilikleri tü-
ketir. Kişinin iyi amellerini yok edip
onu manevi iflasa sürükler. Bu yüzden
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
“Hasetten (kıskançlıktan) sakının!
Çünkü ateşin odunu yakıp tükettiği
gibi haset de iyi amelleri yakar, bi-
tirir.”45 Haset konusuna sıkça dikkat
çeken Hz. Peygamber hasedin imanla
bağdaşmadığını bildirmiştir.46 Bir baş-
ka hadis ise insanlar arasındaki birlik
ve kardeşliğin ancak kin ve haset gibi kötü duyguları terk etmekle oluşacağını belirtir:
“Birbirinize kin beslemeyin, birbirinize hased etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey
Allah’ın kulları, kardeş olun.”47
Hasedin zararı sadece kişinin kendisiyle sınırlı kalmayıp toplumsal ilişkilere de uzanır.
Özellikle kıskançlık duygusu başkalarının imkanlarını çalma, hak sahiplerine engel olma
gibi sonuçlar doğurduğunda toplumun huzurunu bozar. İslam bilginleri psikolojik ve sosyal
zararlarını göz önüne alarak hasedi haram kabul etmişlerdir. İslami kaynaklarda sık sık
İblis’in Adem’i (a.s.) kıskanmasına da atıfta bulunularak hasedin şeytani bir huy olduğu
ifade edilir. İblis’in Adem’i (a.s.) kıskanması “gökte işlenen ilk günah”, Kabil’in Habil’i
kıskanması “yerde işlenen ilk günah” olarak değerlendirilir.48
İnsanda başkalarına gıpta etme ve imrenme isteği vardır. Bu istek dinî anlamda yanlış bir
şey olmayıp normal bir tutumdur. Hz. Peygamber iki kişiye imrenileceğini bildirmiştir:
“Biri, Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayan kimse; diğeri, Allah’ın ken-
disine verdiği ilim ve hikmete göre karar veren ve onu başkalarına öğreten kimsedir.”49
Suizan: Zan kesin olmayan bilgiye dayalı hüküm vermektir. İslam bilginleri zannı iki kısma
ayırmışlardır: Suizan ve hüsnüzan. Suizan bir kişi hakkında kötü düşünmek ve kötü kanaate
sahip olmaktır. Hüsnüzan ise insanlar hakkında iyi düşünmektir.
Hayat sürekli karar vermelerle geçer. Bilgiye dayalı olmayan değerlendirmeler insanı yan-
lışa sürükleyebilir. İnsanın bu konuda hassas olması gerekir. Kur’an-ı Kerim inanan kimsele-
ri bu konuda şöyle uyarır: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zan-
lar günahtır…”50 Hz. Peygamber de “Zandan sakının çünkü zan yalanın ta kendisidir.”51
buyurarak suizanın olumsuz sonuçlarına karşı ikazda bulunmuştur. İslam dini suizan yerine
hüsnüzanla hareket etmeyi öğütler.
45 Ebû Dâvûd, Edeb, 44; İbn Mâce, Zühd, 22.
46 bk. Nesâî, Cihâd, 8.
47 Buhârî, Edeb, 62; Müslim, Birr, 23.
48 Mustafa Çağrıcı, “Haset”, TDV İslam Ansiklopedisi, C 16, s. 378.
49 Buhârî, Zekât, 5; Müslim, Müsâfirîn, 268.
50 Hucurât suresi, 12. ayet.
51 Müslim, Birr, 28.
Suizan İslam düşüncesine göre ahlaki bir zayıflıktır. İnsanın kalbinde ortaya çıkan olumsuz
bir duygudur. Bu duygu terbiye edilmediğinde düşünce ve davranışa sirayet eder. Gaz-
zâlî’ye göre suizan kalp ile gıybettir. Dil ile yapılan gıybetten farksızdır. İnsanların iç dün-
yasındaki gizli hallerini Allah’tan (c.c.) başka kimse bilemez. Kötülük kanıtları ortada gö-
rülmedikçe hiç kimse hakkında açıkça bilinen ve görülen gerçeklerin ötesinde kötü kanaat
beslenmemelidir.52 Suizanın daha olumsuz sonuçlara; kişisel ve toplumsal huzursuzluklara,
çekişme ve kavgalara yol açma ihtimali de büyüktür.
Hile: Hile yapmak insanları aldatmak, kandırmak ve karşı tarafı yanıltmaktır. Bu açıdan
doğruluk ve adaletin zıddıdır. Kur’an-ı Kerim’de hile yapıp aldatmak münafıkların özelliği
olarak karşımıza çıkar. Nitekim onlar inanmadıkları halde ‘Biz inandık.’ diyerek Allah’ı
(c.c.) ve inanan kimseleri aldatmaya çalışmışlardır.53 Yüce Allah inanan kimselere yaptık-
ları işlerde doğruluk ve adaletten ayrılmamalarını öğütler. “... Ölçü ve tartıyı adaletli
yapın...”54 buyurarak ticaret hayatında dürüst olmalarını ister. Bir başka ayette ise satış
yaparken insanları aldatanlar kınanarak şöyle denir: “Eksik ölçüp tartanların vay hâline!
Onlar, insanlardan ölçerek bir şey aldıklarında tam ölçerler. Kendileri başkalarına ver-
mek için ölçüp tarttıklarında ise haksızlık ederler.”55
İnsanları aldatıp kandırmanın altında maddi hırslar, çıkarlar ve bencillik gibi nedenler
yatmaktadır. Hile bir toplumda görülmeye başladığında insanlar arasındaki doğruluk ve
güven ilişkileri zedelenir. Karşılıklı güven olmadan huzurlu bir hayat sürdürülemez. Kişi
her koşulda doğruluk ve adaleti titizlikle korumalıdır. Yaptığı işlerin bir hak ihlali olup
olmadığına, insanlara zarar verip vermediğine dikkat etmelidir.
İsraf: İsraf genel olarak tutum ve davranışlarda ölçü dışına çıkmaktır. Yaygın olarak maddi
olanakları gereksiz yere tüketmek ve savurganlık anlamında kullanılır. İsraf eden kimseye
müsrif denir. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’ın ölçüsüz davrananları sevmediği belirtilir.56
Kur’an-ı Kerim’e göre gerçek müminler israf ve cimrilikten uzak durur, harcamalarında
dengeli davranırlar. Bir ayette buyrulduğu gibi “Onlar, harcadıklarında ne israf ne de
cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.”57
İsrafın, nimetlere nankörlük olduğunu iyi bilen Hz. Peygamber Müslümanları israf konu-
sunda uyarmıştır. Bir hadisinde “Kibre düşmeden ve israfa kaçmadan yiyin.”58 buyurmuş-
tur. Kendisi de israftan kaçınan Hz. Peygamber şu olayla insanlığa ibretlik bir ders ver-
miştir: “Bir gün Allah’ın Rasulü, sahabilerden birinin abdest alırken suyu israf ettiğini
görür. ‘Bu israf nedir?’ diye sorar. Bunun üzerine sahabi, ‘Abdestte israf olur mu?’ diye
karşılık verir. Allah’ın Rasulü ‘Evet, akan bir nehirden bile abdest alıyor olsan bu israf
olur.’ buyurur.”59 Biz de bu hassasiyeti hayatımıza yaymalıyız. Gereksiz yere su, elektrik,
kıyafet ve yiyecek tüketiminden uzak durmalı ve sahip olduğumuz imkanları savurganca
kullanmamalıyız.
Yüce Allah davranışlarımızda ölçülü
olmamızı ister. Örneğin israf sadece
maddi konularla sınırlı değildir. İn-
sanlar gündelik hayatlarında zaman,
emek ve duygu israfı da yapmakta-
dırlar. İletişim araçlarıyla uzun süre
vakit geçirmek zaman ve emek israfı-
dır. Sportif anlamda takım tutma işini
abartıp holiganlık yapmak duygu isra-
fıdır. İnsan Yüce Allah’ın verdiği tüm
nimetlerin kıymetini bilmeli, bunları
ölçülü şekilde kullanmalıdır. Tüken-
mez sanılan şeylerin bir sonu vardır.
Yerilen davranışları bilmek ve bu ko-
nulara hassasiyet göstermek iyi bir in-
san olmanın şartıdır. İyi insanlar kötü
olan şeylerden uzak durmada kararlılık gösterirler. İnsan İslam’ın övdüğü davranışlarla
kendisini süslemeli, yerdiği davranışları benliğinden tahliye etmelidir. Toplumsal birlik,
huzur ve kardeşlik bu davranışlardan uzak kalındığı zaman gerçekleşir. İnsanlar erdemli
işler sergileyince erdemli bir toplum ortaya çıkar.