- 24 Ağu 2025
- 400
- 0
- 16
Kimyasal bileşikler elde edildiği kaynaklara bağlı olarak anorganik ve organik olmak üzere iki sınıfa ayrılır.
Anorganik bileşikler minerallerden elde edilirken organik bileşikler bitkisel ve hayvansal kaynaklardan yani canlı organizmalar tarafından üretilen maddelerden elde edilir.
Organik kelimesi, organizmadan türemiş anlamındadır ve ilk kez 19.yüzyılın başlarında İsveçli kimyacı bilim insanı Jöns Jacob Berzelius tarafından kullanılmıştır.
Berzelius’a göre organik maddeler ancak canlı organizmalar tarafından üretilebilir.
Berzelius bu durumu yaşam gücü (vitalizm) olarak ifade etmiştir.
Kimyacılar, önceleri organik ve anorganik bileşikler arasındaki farkı canlı kaynaktan gelen yaşamsal kuvvetin oluşturduğunu düşünmüştür.
Dolayısıyla kimyacılar, organik bileşiklerin anorganik bileşikler gibi laboratuvarda elde edilemeyeceğine ve bu bileşikler ile deney yapılamayacağına inanmıştır.
Bu düşünce organik kimyanın gelişimini geciktirmiştir.
1828 yılına kadar bilinen bütün organik bileşiklerin kaynağı hayvanlar ve bitkilerdir.
Ancak 1828’de Almankimyacı Friedric Wöhler, o zamana kadar sadece idrardan elde edilen üreyi, amonyum siyanatıı sıtarak elde etmiştir.
Böylece organik bir madde canlı bedeninin dışında ilk kez sentez edilmiştir.
Friedrich Wöhler, önce potasyum siyanür (KCN) ve kurşun(IV)oksitten (PbO₂), potasyum siyanatı (KOCN),sonra potasyum siyanat ile amonyum sülfatı ((NH₄)₂SO₄) tepkimeye sokarak amonyum siyanatı (NH₄OCN) elde etmiştir.
Wöhler sentezi olarak adlandırılan bu sentez, organik maddelerin laboratuvar ortamında üretilmesi için başlangıç noktası olmuş, bu keşiften sonra organik maddelerin tanımı da değişmiştir.
Anorganik bileşikler minerallerden elde edilirken organik bileşikler bitkisel ve hayvansal kaynaklardan yani canlı organizmalar tarafından üretilen maddelerden elde edilir.
Organik kelimesi, organizmadan türemiş anlamındadır ve ilk kez 19.yüzyılın başlarında İsveçli kimyacı bilim insanı Jöns Jacob Berzelius tarafından kullanılmıştır.
Berzelius’a göre organik maddeler ancak canlı organizmalar tarafından üretilebilir.
Berzelius bu durumu yaşam gücü (vitalizm) olarak ifade etmiştir.
Kimyacılar, önceleri organik ve anorganik bileşikler arasındaki farkı canlı kaynaktan gelen yaşamsal kuvvetin oluşturduğunu düşünmüştür.
Dolayısıyla kimyacılar, organik bileşiklerin anorganik bileşikler gibi laboratuvarda elde edilemeyeceğine ve bu bileşikler ile deney yapılamayacağına inanmıştır.
Bu düşünce organik kimyanın gelişimini geciktirmiştir.
1828 yılına kadar bilinen bütün organik bileşiklerin kaynağı hayvanlar ve bitkilerdir.
Ancak 1828’de Almankimyacı Friedric Wöhler, o zamana kadar sadece idrardan elde edilen üreyi, amonyum siyanatıı sıtarak elde etmiştir.
Böylece organik bir madde canlı bedeninin dışında ilk kez sentez edilmiştir.
Friedrich Wöhler, önce potasyum siyanür (KCN) ve kurşun(IV)oksitten (PbO₂), potasyum siyanatı (KOCN),sonra potasyum siyanat ile amonyum sülfatı ((NH₄)₂SO₄) tepkimeye sokarak amonyum siyanatı (NH₄OCN) elde etmiştir.
Wöhler sentezi olarak adlandırılan bu sentez, organik maddelerin laboratuvar ortamında üretilmesi için başlangıç noktası olmuş, bu keşiften sonra organik maddelerin tanımı da değişmiştir.