Düşünce ve İfade Özgürlüğü
Düşünmek ve düşündüklerini söz, yazı, çizim, resim ve diğer yollarla ifade etmek insana
mahsus en temel niteliklerdendir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran bu özelliğin baskı altına
alınması ve engellenmesi insan haklarına aykırıdır.
Kur’an-ı Kerim’de “Dinde zorlama yoktur.
Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ay-
rılmıştır...”107 ayetinde belirtildiği üzere
insan, inanç konusunda serbest bırakılmış-
tır. Dinin haklar ve özgürlükler konusundaki
yaklaşımı ve özellikle “Dinde zorlama yok-
tur.” ifadesinin dinin genel bağlamından
koparılarak sanki dinde hiçbir kural yokmuş
gibi anlaşılması da doğru değildir. Çünkü
hür iradesiyle karar veren ve tercihte bu-
lunan kişiden dinî sorumluluklarını yerine
getirmesini beklemek, zorlama olarak ka-
bul edilemez.
Bir toplumda temel hakların ve özgürlüklerin varlığından bahsedilebilmesi için orada in-
sanların özgürce düşünebilmeleri gerekir. Düşüncelerin, başkalarının hakları çerçevesinde
özgürce ifade edilebildiği, tartışılabildiği toplumlarda huzur ve barış ortamı hâkim olur.
İbadet Özgürlüğü
İnanç özgürlüğünü bir hak olarak tanımak doğal olarak ibadet hakkını ve kişinin inancı
doğrultusunda ibadet edebilmesini beraberinde getirir. İslam dininde inanç özgürlüğü ya-
nında ibadetleri yerine getirebilme özgürlüğü de tanınmış, bu ikisi birbirini tamamlayan
unsurlar olarak görülmüştür.
İnsanlara inanç özgürlüğü tanımak demek o kişilerin inançlarına göre yaşayabilmeleri,
ibadetlerini yerine getirebilmeleri, ibadethane açabilmeleri demektir. İbadet hakkı, inanç
özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır.
Allah’a (c.c.) inanmanın doğal sonucu olan ibadet etmek Kur’an’da insanın bakış açısıyla
şöyle ifade edilmiştir: “Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibadet etmeyecekmişim! Hâl-
buki, hepiniz O’na döndürüleceksiniz. O’nu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? …”108
Müslümanlar Hz. Peygamber döneminden itibaren diğer din mensuplarının ibadetlerini
yapabilmesi için her türlü kolaylığı göstermişlerdir. Örneğin Necranlı Hristiyan bir heyet
Peygamberimizle görüşmek için Medine’ye geldiğinde görüşme esnasında ibadet vakitleri
girince Hz. Muhammed’den (s.a.v.) izin istemişler, Hz. Peygamber de onların mescitte
ibadet etmelerine müsaade etmiştir
Hz. Peygamber’in Necranlı Hristiyanlarla yaptığı anlaşma İslam’ın inanç özgürlüğüne
verdiği öneme güzel bir örnektir. “… Onların mallarına, canlarına, dinî hayat ve
tatbikatlarına, hazır bulunanlarına, bulunmayanlarına, ailelerine, mabetlerine
ve az olsun çok olsun onların mülkiyetinde bulunan her şeye şamil olmak üzere
Allah’ın himayesi ve Resulullah Muhammed’in zimmeti, Necranlılar ve onlara bağlı
etraftakiler üzerine bir haktır. Hiçbir piskopos kendi dinî vazife mahalli dışına,
hiçbir papaz kendi vazifesini gördüğü kilise dışına, hiçbir rahip içinde yaşadığı
manastır dışında başka bir yere alınıp götürülmeyecektir…”
(Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C 1, s. 622.)
Yukarıdaki metinden hareketle İslam’ın ibadet özgürlüğüne verdiği önemi
yorumlayınız.
Düşünmek ve düşündüklerini söz, yazı, çizim, resim ve diğer yollarla ifade etmek insana
mahsus en temel niteliklerdendir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran bu özelliğin baskı altına
alınması ve engellenmesi insan haklarına aykırıdır.
Kur’an-ı Kerim’de “Dinde zorlama yoktur.
Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ay-
rılmıştır...”107 ayetinde belirtildiği üzere
insan, inanç konusunda serbest bırakılmış-
tır. Dinin haklar ve özgürlükler konusundaki
yaklaşımı ve özellikle “Dinde zorlama yok-
tur.” ifadesinin dinin genel bağlamından
koparılarak sanki dinde hiçbir kural yokmuş
gibi anlaşılması da doğru değildir. Çünkü
hür iradesiyle karar veren ve tercihte bu-
lunan kişiden dinî sorumluluklarını yerine
getirmesini beklemek, zorlama olarak ka-
bul edilemez.
Bir toplumda temel hakların ve özgürlüklerin varlığından bahsedilebilmesi için orada in-
sanların özgürce düşünebilmeleri gerekir. Düşüncelerin, başkalarının hakları çerçevesinde
özgürce ifade edilebildiği, tartışılabildiği toplumlarda huzur ve barış ortamı hâkim olur.
İbadet Özgürlüğü
İnanç özgürlüğünü bir hak olarak tanımak doğal olarak ibadet hakkını ve kişinin inancı
doğrultusunda ibadet edebilmesini beraberinde getirir. İslam dininde inanç özgürlüğü ya-
nında ibadetleri yerine getirebilme özgürlüğü de tanınmış, bu ikisi birbirini tamamlayan
unsurlar olarak görülmüştür.
İnsanlara inanç özgürlüğü tanımak demek o kişilerin inançlarına göre yaşayabilmeleri,
ibadetlerini yerine getirebilmeleri, ibadethane açabilmeleri demektir. İbadet hakkı, inanç
özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır.
Allah’a (c.c.) inanmanın doğal sonucu olan ibadet etmek Kur’an’da insanın bakış açısıyla
şöyle ifade edilmiştir: “Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibadet etmeyecekmişim! Hâl-
buki, hepiniz O’na döndürüleceksiniz. O’nu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? …”108
Müslümanlar Hz. Peygamber döneminden itibaren diğer din mensuplarının ibadetlerini
yapabilmesi için her türlü kolaylığı göstermişlerdir. Örneğin Necranlı Hristiyan bir heyet
Peygamberimizle görüşmek için Medine’ye geldiğinde görüşme esnasında ibadet vakitleri
girince Hz. Muhammed’den (s.a.v.) izin istemişler, Hz. Peygamber de onların mescitte
ibadet etmelerine müsaade etmiştir
Hz. Peygamber’in Necranlı Hristiyanlarla yaptığı anlaşma İslam’ın inanç özgürlüğüne
verdiği öneme güzel bir örnektir. “… Onların mallarına, canlarına, dinî hayat ve
tatbikatlarına, hazır bulunanlarına, bulunmayanlarına, ailelerine, mabetlerine
ve az olsun çok olsun onların mülkiyetinde bulunan her şeye şamil olmak üzere
Allah’ın himayesi ve Resulullah Muhammed’in zimmeti, Necranlılar ve onlara bağlı
etraftakiler üzerine bir haktır. Hiçbir piskopos kendi dinî vazife mahalli dışına,
hiçbir papaz kendi vazifesini gördüğü kilise dışına, hiçbir rahip içinde yaşadığı
manastır dışında başka bir yere alınıp götürülmeyecektir…”
(Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C 1, s. 622.)
Yukarıdaki metinden hareketle İslam’ın ibadet özgürlüğüne verdiği önemi
yorumlayınız.