Farklı coğrafyalarda yaşayan insanların sahip oldukları kültürel birikim dini
algılama biçimlerini ve günlük yaşamlarını etkilemiştir.
Allah’ın (c.c.) tüm insanlar için gönderdiği İslam dini, Arabistan Yarımadası’yla sınırlı
kalmayıp kısa zamanda farklı coğrafyalara yayılmıştır. Bunun sonucunda farklı kültür ve
yaşam tarzına sahip olan insanlar İslam dini ile tanışmışlardır.
İslam dinini yeni kabul eden toplumlar bazı sorunlarla karşılaşmış ve pek çok soru
sormuşlardır. Fıkhi alandaki bu soru ve sorunlara çözüm bulabilmek için çalışan İslam
âlimleri etrafında topluluklar oluşmuş
böylece ameli fıkhi yorumlar ortaya
çıkmıştır. Ayet ve hadisleri yorumlayarak
hüküm çıkarma yeterliliğine sahip olan
İslam âlimleri, çalışmaları sonunda elde
ettikleri bilgi ve tecrübeleri öğrencileriyle
ve diğer Müslümanlarla paylaşmışlardır. Halkın dinî uygulamalar konusundaki sorularına
verilen cevaplar, zamanla sistemleşerek fıkhi mezhepleri oluşturmuştur.18
Dinî uygulama alanında ayet ve hadislerin farklı yorumlanması ve ameli anlamda ortaya
çıkan küçük farklılıklar İslam toplumu için önemli kolaylıklar sağlamıştır. Fıkıh âlimleri farklı
görüşleriyle halkın ibadetleri daha rahat anlayabilmesi ve uygulayabilmesine yardımcı
olmuşlardır. Böylece farklı konular üzerinde Kur’an ve sünnete bağlı kalarak yorumlar
yapmışlar ve günün meselelerine çözümler bulmuşlardır. Bu sayede Müslümanlara yeni
ufuklar açmışlardır.
İslam âlimleri arasında, İslam’ın kesin
hükümleri konusunda ihtilaf yoktur.
Ancak bunların dışındaki bazı konularda
mezhepler arası farklılıklar vardır. Dinin
kesin hükümleri; beş vakit namaz, namazın
farzları, oruç, zekât, hac gibi konular,
Kur’an-ı Kerim’de açıklanan ve ihtilaf
konusu olmayan meselelerdir.19 Zamanla ortaya çıkan yeni meselelerle ilgili yeni yorumların
ortaya konması her dönemde vardır. Bu yorumların temel esaslara ve temel kaynaklara
bağlı olarak yapılması, sorunların çözümünde kolaylık sağlayacak ve İslam toplumuna
zenginlik kazandıracaktır.
İslam düşüncesinde ameli-fıkhi yorumlar genellikle kurucuları kabul edilen müctehid
imamların isimleriyle anılmaktadır. İmam Ebû Hanife, İmam Malik, İmam Şafiî, İmam Ahmed
b. Hanbel ve İmam Cafer Sadık gibi büyük fakihler bugün İslam dünyasında yaşamakta olan
Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli ve Caferi mezheplerinin oluşmasına öncülük etmişlerdir
İslam mezhepleri, dinin yorumları ola-
rak kabul edilmelidir.
Fıkhi yorumlardaki çeşitlilik Müslü-
manların ibadet uygulamalarına nasıl
yansır?
Hanefilik
Hanefilik, İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin
görüş ve düşüncelerine dayanan fıkhi
ekolün adıdır. Ebû Hanife, kendinden
önceki fıkhi görüş ve rivayetleri,
dönemindeki şartları ve ihtiyaçları
dikkate alarak değerlendirmiştir. Dinin
genel ilkelerini göz önünde bulunduran
Ebû Hanife, nakil ile akıl ve hadis ile rey
arasında dengeli bir yol benimsemeye
çalışmıştır.
Ebû Hanife fıkhi içtihatlarda bulunurken
akla ve akıl yürütmeye başvurması
sebebiyle kendisine ve taraftarlarına rey
ehli denilmiştir. Dinin genel ilkelerini, toplumun geleneklerini ve insan için faydalı olanı
dikkate alarak yapmış olduğu içtihatlar, Hanefi mezhebinin yaygınlaşmasını sağlamıştır.
Ebû Hanife’nin önde gelen öğrencileri İmam Muhammed ve Ebû Yusuf gibi âlimlerin, bu
mezhebin gelişmesinde ve yayılmasında önemli katkıları olmuştur. Irak’ta doğan Hanefi
mezhebi, Abbasiler Dönemi’nden itibaren İslam coğrafyasının özellikle doğu bölgelerinde
yaygınlaşarak büyük bir gelişme göstermiştir. Hanefilik, günümüzde daha çok Türkiye,
Balkanlar, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Irak, Suriye ve Türk Cumhuriyetlerinde yaşayan
Müslümanlar arasında yaygındır.21
Malikilik
Malikilik, büyük hadis ve fıkıh âlimi olan
Malik b. Enes’in görüşlerine dayanır. Görüş
ve uygulamalarında Kur’an, sünnet, sahabe
ve tabiin sözlerine sırasıyla riayet eder.
Maliki mezhebinin en önemli özelliği,
Medine halkının uygulamalarına diğer
mezheplerden daha fazla önem vermesidir.
Bunun için de Medine halkının örfü, dinin
anlaşılmasında önceliklidir. Çünkü Hz.
Peygamber, yaklaşık on yıl burada yaşamış,
onların örf ve âdetlerinden dine aykırı
olanları kaldırmış, bir kısmını düzeltmiş ve
bazılarına da dokunmamıştır.
İmam Malik’in görüşleri Hicaz bölgesinde
yayılmış, ardından öğrencileri aracılığıyla
Mısır, Kuzey Afrika ve Endülüs’e taşınmıştır. İspanya’da kurulan Endülüs Emevi Devleti, bir
dönem Malikiliği resmi mezhep olarak benimsemiştir. Günümüzde Maliki mezhebi Mısır,
Tunus, Cezayir, Fas ve Sudan’da yaşayan Müslümanlar arasında yaygındır.
mam Ebû Hanife Kimdir?
Asıl adı Numan b. Sabit olan Ebû Hanife 699 yılında Kufe’de doğdu ve 767 yılında
vefat etti. Irak’ın ünlü âlimlerinden ders alarak bilgisini geliştirdi. Hocası Hammad
b. Ebî Süleyman’ın vefatı üzerine onun yerine geçti ve ders vermeye başladı. Kısa
sürede ünü tüm ilim çevrelerinde yayıldı ve öğrencileri arttı. Ticaretle de uğraşan
Ebû Hanife, müctehit düzeyinde birçok talebe yetiştirdi. Fıkıh bilgisi ve birçok
konudaki pratik çözümleri sayesinde İmamı Azam ismiyle anıldı. Ömrünün büyük bir
kısmını ilim öğrenmek ve öğrenci yetiştirmekle geçirmiştir. Fıkhu’l Ekber en önemli
eseridir.
(bk. Mustafa Uzun Postalcı, “Ebû Hanîfe”, TDV İslam Ansiklopedisi, C 10, s.131-138.)
algılama biçimlerini ve günlük yaşamlarını etkilemiştir.
Allah’ın (c.c.) tüm insanlar için gönderdiği İslam dini, Arabistan Yarımadası’yla sınırlı
kalmayıp kısa zamanda farklı coğrafyalara yayılmıştır. Bunun sonucunda farklı kültür ve
yaşam tarzına sahip olan insanlar İslam dini ile tanışmışlardır.
İslam dinini yeni kabul eden toplumlar bazı sorunlarla karşılaşmış ve pek çok soru
sormuşlardır. Fıkhi alandaki bu soru ve sorunlara çözüm bulabilmek için çalışan İslam
âlimleri etrafında topluluklar oluşmuş
böylece ameli fıkhi yorumlar ortaya
çıkmıştır. Ayet ve hadisleri yorumlayarak
hüküm çıkarma yeterliliğine sahip olan
İslam âlimleri, çalışmaları sonunda elde
ettikleri bilgi ve tecrübeleri öğrencileriyle
ve diğer Müslümanlarla paylaşmışlardır. Halkın dinî uygulamalar konusundaki sorularına
verilen cevaplar, zamanla sistemleşerek fıkhi mezhepleri oluşturmuştur.18
Dinî uygulama alanında ayet ve hadislerin farklı yorumlanması ve ameli anlamda ortaya
çıkan küçük farklılıklar İslam toplumu için önemli kolaylıklar sağlamıştır. Fıkıh âlimleri farklı
görüşleriyle halkın ibadetleri daha rahat anlayabilmesi ve uygulayabilmesine yardımcı
olmuşlardır. Böylece farklı konular üzerinde Kur’an ve sünnete bağlı kalarak yorumlar
yapmışlar ve günün meselelerine çözümler bulmuşlardır. Bu sayede Müslümanlara yeni
ufuklar açmışlardır.
İslam âlimleri arasında, İslam’ın kesin
hükümleri konusunda ihtilaf yoktur.
Ancak bunların dışındaki bazı konularda
mezhepler arası farklılıklar vardır. Dinin
kesin hükümleri; beş vakit namaz, namazın
farzları, oruç, zekât, hac gibi konular,
Kur’an-ı Kerim’de açıklanan ve ihtilaf
konusu olmayan meselelerdir.19 Zamanla ortaya çıkan yeni meselelerle ilgili yeni yorumların
ortaya konması her dönemde vardır. Bu yorumların temel esaslara ve temel kaynaklara
bağlı olarak yapılması, sorunların çözümünde kolaylık sağlayacak ve İslam toplumuna
zenginlik kazandıracaktır.
İslam düşüncesinde ameli-fıkhi yorumlar genellikle kurucuları kabul edilen müctehid
imamların isimleriyle anılmaktadır. İmam Ebû Hanife, İmam Malik, İmam Şafiî, İmam Ahmed
b. Hanbel ve İmam Cafer Sadık gibi büyük fakihler bugün İslam dünyasında yaşamakta olan
Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli ve Caferi mezheplerinin oluşmasına öncülük etmişlerdir
İslam mezhepleri, dinin yorumları ola-
rak kabul edilmelidir.
Fıkhi yorumlardaki çeşitlilik Müslü-
manların ibadet uygulamalarına nasıl
yansır?
Hanefilik
Hanefilik, İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin
görüş ve düşüncelerine dayanan fıkhi
ekolün adıdır. Ebû Hanife, kendinden
önceki fıkhi görüş ve rivayetleri,
dönemindeki şartları ve ihtiyaçları
dikkate alarak değerlendirmiştir. Dinin
genel ilkelerini göz önünde bulunduran
Ebû Hanife, nakil ile akıl ve hadis ile rey
arasında dengeli bir yol benimsemeye
çalışmıştır.
Ebû Hanife fıkhi içtihatlarda bulunurken
akla ve akıl yürütmeye başvurması
sebebiyle kendisine ve taraftarlarına rey
ehli denilmiştir. Dinin genel ilkelerini, toplumun geleneklerini ve insan için faydalı olanı
dikkate alarak yapmış olduğu içtihatlar, Hanefi mezhebinin yaygınlaşmasını sağlamıştır.
Ebû Hanife’nin önde gelen öğrencileri İmam Muhammed ve Ebû Yusuf gibi âlimlerin, bu
mezhebin gelişmesinde ve yayılmasında önemli katkıları olmuştur. Irak’ta doğan Hanefi
mezhebi, Abbasiler Dönemi’nden itibaren İslam coğrafyasının özellikle doğu bölgelerinde
yaygınlaşarak büyük bir gelişme göstermiştir. Hanefilik, günümüzde daha çok Türkiye,
Balkanlar, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Irak, Suriye ve Türk Cumhuriyetlerinde yaşayan
Müslümanlar arasında yaygındır.21
Malikilik
Malikilik, büyük hadis ve fıkıh âlimi olan
Malik b. Enes’in görüşlerine dayanır. Görüş
ve uygulamalarında Kur’an, sünnet, sahabe
ve tabiin sözlerine sırasıyla riayet eder.
Maliki mezhebinin en önemli özelliği,
Medine halkının uygulamalarına diğer
mezheplerden daha fazla önem vermesidir.
Bunun için de Medine halkının örfü, dinin
anlaşılmasında önceliklidir. Çünkü Hz.
Peygamber, yaklaşık on yıl burada yaşamış,
onların örf ve âdetlerinden dine aykırı
olanları kaldırmış, bir kısmını düzeltmiş ve
bazılarına da dokunmamıştır.
İmam Malik’in görüşleri Hicaz bölgesinde
yayılmış, ardından öğrencileri aracılığıyla
Mısır, Kuzey Afrika ve Endülüs’e taşınmıştır. İspanya’da kurulan Endülüs Emevi Devleti, bir
dönem Malikiliği resmi mezhep olarak benimsemiştir. Günümüzde Maliki mezhebi Mısır,
Tunus, Cezayir, Fas ve Sudan’da yaşayan Müslümanlar arasında yaygındır.
mam Ebû Hanife Kimdir?
Asıl adı Numan b. Sabit olan Ebû Hanife 699 yılında Kufe’de doğdu ve 767 yılında
vefat etti. Irak’ın ünlü âlimlerinden ders alarak bilgisini geliştirdi. Hocası Hammad
b. Ebî Süleyman’ın vefatı üzerine onun yerine geçti ve ders vermeye başladı. Kısa
sürede ünü tüm ilim çevrelerinde yayıldı ve öğrencileri arttı. Ticaretle de uğraşan
Ebû Hanife, müctehit düzeyinde birçok talebe yetiştirdi. Fıkıh bilgisi ve birçok
konudaki pratik çözümleri sayesinde İmamı Azam ismiyle anıldı. Ömrünün büyük bir
kısmını ilim öğrenmek ve öğrenci yetiştirmekle geçirmiştir. Fıkhu’l Ekber en önemli
eseridir.
(bk. Mustafa Uzun Postalcı, “Ebû Hanîfe”, TDV İslam Ansiklopedisi, C 10, s.131-138.)