- 24 Ağu 2025
- 400
- 0
- 16
Zarf tümleci, yüklemin anlamını zaman, durum, yön, miktar, tarz, vasıta, şart, sebep, birliktelik yönlerinden tamamlayan kelimeler ve kelime gruplarıdır.
» Edat tümleci (edatlı tümleç) olarak adlandırılan tümleçler de birer zarf tümlecidir.
İsimler eksiz veya yön, vasıta, eşitlik ve bazı hâl ekleriyle, fiiller de zarf-fiil ekleriyle zarf görevi yapar.
“ile”
Bir cümlede aynı veya farkı türden birkaç tane zarf tümleci bulunabilir. Zaman zarfı genellikle diğer zarf çeşitlerinin önünde, miktar zarfı da yüklemden önce kullanılır.
» Edat tümleci (edatlı tümleç) olarak adlandırılan tümleçler de birer zarf tümlecidir.
- Akşama kadar çalıştık.
- Toprak derin derin ürperdi.
- Bu şiir yağmur yağarken yazdım.
- Ben resim çekmeyi de çok seviyorum.
- Akşama doğru eve varırız.
- Aşağı inmişti.
- İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.
- Bu hastahanede aylarca kalırsa, üç beş ameliyata dayanırsa, kurtarmaya çalışırız.
- On beş yaşına dek evinden uzun süreli ayrılmadı.
- Anlatılanları korkuyla dinledik.
- Hastayı ambulânsla getirmediler; taksiyle getirdiler. vasıta
- Yağmur yağdığı için sular kesilmiş. sebep
- Düşüncelerinizi bir kompozisyonla açılayın. araç
- Bazı öğrenciler anneleriyle gelmişlerdi. birliktelik
- Sağa sola bakmadan içeri girdi. (Nasıl? Nereye?)
- İki arkadaş gece boyunca uzun uzun konuştular. (Ne zaman? Nasıl?)
- Biz, akşamki trenle gideriz. (Neyle?)
- Raşit’i son gördüğümde Hüseyin’le geziyordu. (Kiminle?)
- Çocuk korkudan konuşmuyordu. (Neden?)
- Onu görmek için beklemiştik. (Niçin?)
İsimler eksiz veya yön, vasıta, eşitlik ve bazı hâl ekleriyle, fiiller de zarf-fiil ekleriyle zarf görevi yapar.
- Kurduğun devlet asırlarca muzaffer yürüdü.
- Ankara, uzun tarihinin şaşırtıcı birleşimleriyle doludur.
- Ayağa kalktı ve kardeşiyle beraber dışarı çıktı.
- Hana sağ indi, ölü çıktı geçende.
- Kulak verdin mi yürekten kavala saza.
- Zaten yarı aç yarı tok ve bitkin bir hâlde olduğundan ayakta fazla duramadı.
- O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
- Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir.
- Ankara’ya yaklaştıkça heyecanım artardı.
- Yavru kedi, hiç de iyileşecek gibi görünmüyordu.
- Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neşesiz.
- Cephaneleri bitince süngülerini taktılar ve düşmana doğru yürüdüler.
- Dört saatlik yolu, iki saatte, köpeklerden korktuğum için tarlaların arasından geçerek yürüyüverdim.
- Sırtınızdan para kazanmaya çalışırlar, bir kez uğradınız mı depreme.
- Yarın benimle gelir misin? (zarf)
- Yarını bekleyemem. (isim)
- İçeri>içeriye,
- dışarı>dışarıya,
- aşağı>aşağıya
“ile”
- Ankara’ya uçakla giderler. (vasıta)
- Bizi boş vaatlerle kandırdılar. (araç)
- Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu. (beraberlik)
- Arabanın gürültüsüyle irkildi. (neden)
- Öfkeyle kalkan zararla oturur. (nasıl, öfkeli ve zararlı)
- Sevinçle boynuma sarıldı. (nasıl, sevinçli bir hâlde)
- Dershaneye kadar gidelim.
- Akşama kadar çalıştık.
- Çalışmak için başvurdu. (amacıyla, başvurunun amacı, sebebi)
- Sınavı kazanmak için çalışmak gerekir.(sınavı kazanmanın şartı)
- Sıkıldığı için dışarı çıktı. (neden, dışarıya çıkmanın sebebi)
- Bu ayakkabıyı babam için aldım (özgülük)
- Bu iş için kaç lira ödedin? (karşılık)
- Senin için sorun yok tabi. (görelik)
- Bizim için ne diyorlar? (hakkımızda)
- Sizin için üç kişilik yer ayrıldı. (aitlik)
- Sorunu halletmek üzere gidiyorum. (amaç, için)
- On dakika konuşmak üzere kürsüye çıktı. (için, amaç)
- Başbakana göre enflâsyon düşük. (açısından)
- Ayağını yorganına göre uzat. (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)
- Allah dağına göre kış verir. (uygunluk)
- Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş. (bakılırsa, yönünden)
- Siz bana göre daha gençsiniz. (karşılaştırma)
- Kemal, Hasan’a göre daha uzundu. (karşılaştırma)
- Bana göre ayakkabınız var mı? (uygunluk)
- Edebiyata karşı ilgim vardı. (hakkında, yönelik)
- Denize karşı bir balkonu var. (yönelik)
- Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)
- Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)
- Ormana doğru yürüdük.
- Bana doğru bakıyor.
- Zayıflıktan dolayı sık sık hastalanıyor.
- Çalışmadığından ötürü canı sıkılıyor.
- Sıkıldığımdan dışarı çıktım.
- Çok uğraşmama karşın başaramadım.
- Tanımamasına rağmen onu takdir ediyordu.
- Dün akşamdan beri görülmedi.
- Okuldan beri hiç susmadı.
- Yıllardan beri bu köyde yaşamaktalar.
- Kar, sabahtan beri yağıyor.
- Cebinde yalnız yol parası vardı. » (sadece, edat)
- Beni yalnız sen anlarsın. » (sadece, bir tek)
- Seni ancak ebediyyetler eder istiab » (sadece)
- Onu ancak para ilgilendirir. » (sadece, bir tek);
- Bu işten ancak Hasan Usta anlar. » (sadece)
- Bu kömür ancak üç ay yeter. » (en fazla, olsa olsa)
- Sabah çıktılarsa akşama ancak gelirler. » (belki, ihtimal)
Bir cümlede aynı veya farkı türden birkaç tane zarf tümleci bulunabilir. Zaman zarfı genellikle diğer zarf çeşitlerinin önünde, miktar zarfı da yüklemden önce kullanılır.
- Kızılay’a indiğim zaman, kalabalığa takılmamak için insanlar arasından hızla ilerlerim.
- “Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
- Eski Şîrâz’ı hayal ettiren ahengiyle.” (YKB)
- Çocukları ilk gördüğünde çok sevinmişti.